Paris Gezi Rehberi: Dömi Klasik Bir Paris Rehberi

Pont des Arts

Kimlerin şehri olmadı ki Paris? Aşıklar, bohemler, melankolikler, öğrenciler ve niceleri. Avrupa’nın en kozmopolit şehirlerinden biri olunca, tabi ki sahipleneni de çok oluyor. Daha doğru ifade etmek gerekirse, bu kültürel karışımda, herkes kendine göre bir şeyler bulabiliyor Paris’te. Paris’te gezilecek onlarca yer, oturulacak yüzlerce kafe, para harcayacak binlerce sebep var. Bunların sadece bir kısmını dolaştığınız da bile uzun bir Paris Gezi Rehberi elde edebiliyorsunuz. Şimdiden altını çizelim, Paris’te Gezilecek Yerler Listesi’nin bir kısımını defalarca işitmiş olma ihtimaliniz çok yüksek. Ancak Paris’te gölgede kalmış birtakım yerlere dokunmuyor değil listemiz. Paris’in merkezi neresi diye soracak olursanız, benim cevabım Châtelet-Les Halles’dir. Konakladığınız bölgeye göre gününüzü çok farklı şekilde planlayabilirsiniz. Sonuç olarak hepsi oradalar ve sizi bekliyorlar. Açılış ve kapanış saatlerini göz önüne alarak, seyahatinizin kaçıncı günü, kaçta gittiğinizin çok da önemi yok. Tabii en yoğun sezonda gitmiyorsanız. Bahar sonu, yaz başı gidiyorsanız öncelik Eiffel Kulesi ve Louvre Müzesi’ni aradan çıkartmak olmalı. İşte size dömi klasik Paris Gezi rehberi: Bu yazıyı okumadan önce, giriş niteliğindeki Paris yazısına da göz atmak güzel olabilir. Voila !

Jardins de Trocadéro- Eiffel Kulesi / La Tour Eiifel- Champ de Mars / Les Invalides:

Paris’in her köşesinden göründüğü söylenir ancak göremediğiniz yerler de vardır Eiffel Kulesi’ni. Bu da klişeleşmiş anlatımlardan sadece bir tanesi. Bu heybetli demir kule, önünde yemyeşil uzanan çimleri ile bir Paris klasiğidir. Yukarı çıkmak mı derseniz, önündeki çimlerde uzanıp bir şeyler yudumlamak mı, ikincisi daha keyiflidir. Haziran ortası ve Eylül başına kadar sabah 09:00 ile gece yarısına kadar açıktır. Diğer aylar ise açılış saati 09:30’dur. Hava karardıktan sonra tırmanmak, Eiffel Kulesi’ni daha cazip hale getirebilir. Birinci katta, Le 58 Tour Eiffel ve Le Jules Vernes olmak üzere oldukça şık iki restoran vardır. Rezervasyon yapmanız gerekir. Özellikle 14 Temmuz akşamı Eiffel Kulesi yakınlarında olmak şahane olur. Fransızların ulusal bayramıdır 14 Temmuz ve Paris’in belli noktaları tam bir karnavalı andırır. Eiffel Kulesi’ne ulaşmak için birkaç metro durağı mevcut olmasına rağmen, M6 ya da M9 hattının Trocadéro durağında inerseniz, her yerde karşınıza çıkan Eiffel fotoğraflarından bir tanesini çekebilirsiniz. Ancak daha sonra muhakkak Champ de Mars boyunca yürümelisiniz. Enerjinize ve vaktinize inancınız tamsa, yarım saatlik bir yürüyüş ile Invalides’e varacaksınız. Tasarruflu gitmekte fayda var diyorsanız, Ecole Militaire durağından Invalides’e giden M8 hattına binip ister Invalides ister bir durak sonrası Concorde Meydanı’nda inerek Paris’i gezmeye devam edebilirsiniz.

Champ des Mars

Eiffel Kulesi Giriş ücreti: 7,00€ ile 17,00€ arasında değişir. Sebebi, birkaç kattan oluşması ve tırmanış için merdiven ve asansör seçeneğinin olmasıdır.

Eiffel Kulesi- Avenue de la Bourdonnais

Les Invalides: Paris’te yüksek bir binaya ya da bir tepeye çıktığınızda Eiffel Kulesi kadar dikkatinizi çeken, parlak bir sarı bir kubbe görürsünüz. O kubbe Les Invalides’in ta kendisi olur ve göründüğünden çok daha büyük bir yapıdır. XIV. Louis tarafından yaptırılan binada, bugün Fransız askeri tarihine dair aklınıza gelebilecek her şeyi görmek mümkün. Napoleon’un mezarı burada dersek, belki biraz daha ilginizi çekebilir. Eski savaş kıyafetleri, askerlerin günlük kullandığı malzemeler, kişisel arşivler, haritalar, fotoğraflar, toplar, tüfekler… Hepsi burada sergileniyor.

Giriş ücreti: 12,00€.

Ulaşım: M8 ve M13 metro hattı ile mümkün.

Place de la Concorde/ Petit Palais/ Grand Palais/ Champs-Elysée/ Arc de Triomphe:

Başlıkta ismi geçen la’lı lö’lü birçok yeri yan yana sıralamamım sebebi, Concorde Metro durağında indikten sonra, kısa bir yürüyüşle hepsini görecek olmanız. Concorde Meydanı, Champs-Elysée ile Jardin Tuiliers arasında kalan, Luksor dikilitaşı ve 1900 yılında yapılmış Le Grand Roue adlı dönme dolabı göreceğiniz, sizi Champs-Elysées’ye ulaştıracak meydan.

Petit Palais, 8th Arrondissement

Petit Palais: İsmindeki saray kelimesi sizi yanılgıya düşürmesin, burası bir sanat müzesi. En başından beri de o amaçla kullanılmakta. Rembrandth, Monet, Courbet gibi klasiklerden, orta çağ, antikite, Rönesans gibi birçok dönemden resim, heykel ve objeleri görebileceğiniz bu müzedeki demirbaşları görmek ücretsiz. Ancak dönemsel sergileri ücretli gezebilirsiniz.

Grand Palais: Romantizmi boş verin Paris sanat şehridir diyoruz ve tezimizi belgelerle destekliyoruz. Grand Palais de tıpkı Petiti Palais gibi bir sanat merkezi. Yılda iki milyona yakın ziyaretçisi bulunan ve birçok sergiye ev sahipliği yapan Grand Palais’nin programına, Paris seyahatinizden önce bir bakın. İlginizi çekecek bir sergi muhakkak bulacaksınız.

Avenu des Champs-Elysées: Elysée tarlasına hoş geldiniz. Günde kaç kişi buradan geçiyordur tahmin edemiyorum. Fransa Bisiklet Turu’nun son etabı, lüks mağazaların biricik yuvası, aynı kuaförden çıkmış ağaçların buluşma noktası Champs-Elysée caddesinde yapabileceğiniz en güzel şey sanıyorum yürümek. Daha da iyisi, çok turistik olmasına rağmen, Le Fouquet’e de bir kahve içmek.

Arc de Triomphe: Nam-ı diğer Zafer Takı, eğer Concorde Meydanı’ndan Champs-Elysée’ye giriş yaptıysanız, caddenin sonunda karşılaşacağınız ancak M1, M2, M6 metrosunun Charles de Gaule Etoile durağında inerek Champs-Elysée’ye ulaştıysanız, metronun çıkışında sizi karşılayacak meşhur zafer takı. Söz konusu bir taksa, üstüne çıkıp manzarayı izlemek gibi bir seçenek her zaman mevcuttur. 12 € ödeyerek bunu gerçekleştirebilirsiniz. 1 Ocak, 1 Mayıs, 25 Aralık, 8 Mayıs (sabah) ve 14 Temmuz (sabah) günleri kapalı olduğunu not düşelim.

Madeleine/ Palais Garnier/ Galeries Lafayettes:

Madeleine: Arc de Triomphe’un bulunduğu Charles de Gaule Etoile Meydanı on iki caddeye açılır. Bunlardan bir tanesi de Champs-Elysée’ye paralel sayılabilecek Avenue de Friedland’dir. Bu cadde sizi Boulevard Haussmann’a ulaştıracaktır. Arc de Triomphe’dan yarım saatlik bir yürüyüşle Madelein’e ulaşabilirsiniz veyahut Champs-Elysée Caddesi üzerinde bulunan Franklin Roosevelt durağından M9 hattına binerek Miromesnil ya da St. Agustin durağında inerek Madelein’i gezmeye başlayabilirsiniz. Paris’de gezilecek yerler listelerinde pek karşımıza çıkmayan bir semt burası. Size tarihi yapılar ve çok canlı bir gece hayatı vadetmiyor. Ancak o hayalinizdeki Parisien’lerin bir kısımı burada ikamet ediyor veya çalışıyor. Oldukça şık mağaza ve restoranları ile, Madelein’in sokaklarında gezinmelisiniz. Madelein adı size bir yerden tanıdık geliyor olabilir. Marcel Proust okuduysanız, bize anlattığı Madelein keklerini anımsarsınız. O muhteşem keklerin tadına bakmayı da unutmayın.

L’Eglise de la Madeleine: Madelein Maydanı’nda bulunan bu güzel kilisenin yapımı 85 yıl kadarcık sürmüş. Paris’in politik olarak ne kadar kaynayan bir şehir olduğundan bahsetmiştik. Politik karmaşıklıklar sebebi ile 1763 yılında yapımına başlanan kilise 1842 yılında tamamlanabilmiş. Hemen arkasında Madeleine- Tronchet metro durağı bulunuyor.

Palais Garnier: Paris metrolarında akşamları şık giyinmiş hanımefendiler, beyefendiler görmek mümkün. Bunu romantik bir anlatım olsun diye yazmıyorum. Çünkü gerçekten durum bu. Bu insanlar ya tiyatroya ya operaya ya da başka bir etkinliğe gidiyorlar. Palais Garnier, Madelein’in sınırları içinde sayılabilecek çok güzel bir opera binası. Hayatımda toplasanız iki kere operaya gitmiş biri olarak, bir tanesine burada gitmiş olmam artık bir şans mıdır, bir azim midir bilemiyorum. Ancak tavsiye ediyorum. En azından bir akşam önünden geçin.

Ulaşım: M8, M3 ve M7 hattı, Opéra durağı.

Binayı gezmek için bir performans izlemenize gerek yok. 11€ ödeyerek, binayı gezebilirsiniz.

Palais Garnier- Opéra

Galeries Lafyette Haussmann: Yurtdışında da size bir alışveriş merkezi önermek istemiyorum. Ancak özellikle Noel zamanı Paris’te olacaklar Galeries Lafayette’in vitrinlerine bir göz atmalı. Opéra’dan beş dakikalık yürüme mesafesinde bulunan Lafayette, vitrin kavramının ne kadar cezbedici, sizi tüketime doğru ufak ufak iten bir el olarak işlediğini anlatan en güzel örneklerden bir tanesi.

Galeries La Fayette

Genel olarak şu ana kadar dolaştığımız bölgeler, Paris’in gelir düzeyi daha yüksek nüfusunun mesken edindiği yerlerdi. Ancak Paris öyle bir şehir ki, sadece birkaç metro durağı ile nüfus kompozisyonu tamamen değişebiliyor. Nüfus profili değişse bile, her yerde görecek bir şeyler bulmak mümkün. Madeline’nin kuzeyi, 18. Arrondissement tam bir kültürel amalgam sunuyor size.

Montmartre/ Moulin Rouge/ Sacré-Coeur:

Bohem denilince akla gelen ilk yerlerden bir tanesi sanıyorum Montmartre’dır. Yanlış mıdır? Değildir. Peki bohem nedir? Kaynaklar, bohemi dertsiz, tasasız, rahat rahat yaşamayı hayat tarzı edinmiş kişi olarak tanımlıyor. Özellikle 20.yy’da edebiyat ve sanat çevresinde ortaya çıkan bir hareket olduğunu da belirtiyor. Ancak bunun altındaki temel sebep, burjuvazinin belirlediği yaşam standartlarının reddedilmesi. Yani bir ideoloji de var altında. Bir de günümüzde bobo dediğimiz “bohem burjuva” tipolojisi var ki, sosyologlar üzerinde baya tartışıyorlar. Bu grup ise, daha çok üst orta sınıfa mensup, ancak yaşam tarzlarında bohem kültürünü referans alanlar. Gentrification dediğimiz ve Türkçe sosyal bilimler dilinde soylulaştırma, mutenalaştırma gibi garip bir karşılıkla yer bulan kentsel dönüşüm hareketleri, Paris’te 18. Arrondissement için de geçerli. Eski evlerin yıkılması değil burada söz konusu olan. Üst-orta sınıfın bu bölgeleri keşfedip, ufak ufak yerleşmesi ile birtakım dönüşümlerin başlaması. Bir taraftan Paris’in Afrika kıtasından gelen göçmenleri ve onların mutfak kültürünün sokaklardaki izleri diğer tarafta yeni gelenler, değişik bir yaşam döngüsü sürüyor burada. Tabi ki, 18. Arrondissement sadece Montmartre demek değil. Montmartre (Ressamlar Tepesi), bu bölgenin en cazip noktası.

Sacré-Coeur Bazilikası: Paris’in en yüksek tepesinde bulunan Bazilika’ya, M2 hattının Anvers durağında inince rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Merdiven çıkamam diyenler için füniküler de mevcut. Giriş ise ücretsiz.

Sacré-Coeur Bazilikası

Ressamlar Tepesi: Sacré-Coeur Bazilikasını gezdikten sonra, kendinizi ara sokaklardan birine atın ve Montmartre’ı keşfetmeye başlayın. Burası için neden Paris’teki bohem hayatın merkezi dediklerini anlayacaksınız. Bir de gitmeden Charles Aznavour’dan La Boheme şarkısını, Türkçe sözlerini de okuyarak dinlerseniz, bir bohem simülasyonuna hazırsınız demektir. Özellikle dönüş yolunda, yokuş aşağı yürürken, her an karşınıza bir deniz çıkacak sanırsınız. Buraya Ressamlar Tepesi denir çünkü Picasso, Dali, Monet, van Gogh, Renoir gibi birçok ünlü ressamın yolu buradan geçmiştir.

Ressamlar Tepesi

Musée de Montmartre/ Jardins Renoir: Müzenin programına göre giriş ücreti 9,5€ ile 11,00€ arasında değişiyor. Meşhur Paris kartpostallarının, bardak altlıklarının ve aklınıza gelecek bilumum hediyelik eşyanın bir numaralı figürlerinden olan Chat Noir- Kara Kedi afişinin orijinalini burada görebilirsiniz. Le Chat Noir, 19.yy Paris’inde Montmartre’de açılmış bir kabaredir. Tournée du Chat Noir (Kara Kedinin Dönüşü) de onun afişidir.

Musée de Montmartre
Montmartre
Montmartre

L’Espace Dali: Salvador Dali’nin gerçek üstü dünyası burada tam anlamıyla gün yüzüne çıkıyor. Garip desenler, mobilyalar, objeler buram buram sürrealizm kokuyor.

Galerie Montmartre

Moulin Rouge: Salvador Dali, Elton John, George Michael, Charles Aznavour gibi birçok ünlü ismin de yollarının geçtiği Moulin Rouge, aslında diğerleri gibi bir kabare. Ancak kırmızı değirmeni ile Fransa için bir dünya markası olmuş. 1889 yılında açılan kabare, Fransız tarihinde, özellikle iki savaş arası dönemde, sanayileşmenin getirdiği daha iyi bir yaşam umudunun da motivasyonu ile olsa gerek, ortaya çıkan, rahatlık, umursamazlık ve eğlence ruh halini en iyi yansıtan yerlerden biri olmuş. Biraz nostalji yaşamak isteyenler ve bu nostalji için bütçe ayıranlar, bir rezarvasyon ile Moulin Rouge’da yerlerini ayırtabilirler.

Ulaşım: M2 hattı Blanche durağı.

Moulin Rouge

Montmartre’ın sunduğu bohem hayat simülasyonundan çıkıp tekrar aşağıları inmeye başlıyoruz.

Chatelet-Les Halles:

Les Halles: Paris’in merkezinde bir alışveriş merkezi olarak bildiğimiz Les Halles’in oldukça eski bir tarihi var. Halle Fransızca salon demek, sanıyorum bizdeki hal kelimesi de buradan geliyor. Çünkü Les Halles, 1970 yılına kadar, taze sebze ve meyvelerin satıldığı bir gıda pazarı olarak çalışıyordu. Les Halles zamanla Paris’in erzak ihtiyacını gidermekte yetersiz kalınca yenilenmiş. 1848 tarihi ve Haussmann, Les Halles’in yenilenme sürecinde önemli bir tarih ve figürdür. 1970’lere gelindiğinde ise bina yıkılıp, hal işlevini tamamen geride bırakmıştır. Ancak yıkıldıktan sonra koskoca alanı tabi ki de alışveriş merkezi yapmamışlar. Kocaman bir yeşil alan burası aynı zamanda.

Châtelet

Rue de Rivoli: Paris’in alışveriş caddesi olarak bilinen bu kalabalık cadde boyunca yürümek sizi Concorde Meydanı’na kadar götürür. Mağazalar genellikle 20:00 gibi kapanır. Pazar günü buradan geçerseniz hele bir de sabah saatleriyse, yalnızlık senfonisini size armağan ediyorum.  Louvre Müzesi’ne gitmek için kullanacağınız yollardan bir tanesidir.

Louvre Müzesi: Bence Paris’e gidecek bir turistin omuzundaki en büyük yüktür Louvre Müzesi. Gitmeden önce hakkında en çok okunanlardan bir tanesidir. Paris’e gidip de görmeden gelmeyeceğiniz yerler listelerinin üst basamaklarındadır. Bir nevi arafta kalır insan. Bu tespitler tabi ki yersiz değildir. Ancak her eseri tek tek incelemeye kalktığınızda o günü yok sayın derim. Çıktığınızda fazla bilgi yüklenmiş olacağınız için, daha fazla yer görmek istemezsiniz. Yiyip içmeye vurmak istersiniz kendinizi. Diğer seçenek ise, bir eşlikçiniz var ve Louvre Müzesi’ni tamamlama konusunda azimli ise, “ben çıkıp dışarıda kahve içerek seni beklerim” demektir. Giriş ücreti 17,00€’dur.

Marais / Hôtel de Ville / Le Centre Pompidou / Place de Bastille:

Marais: Şık ve bohem yaşamı bir kenara bırakıyoruz. Hepsi kendince güzel. Ancak Marais de ayrı güzel. Bir zamanların aristokrat mahallesi, Fransız Devrimi’nden sonra, tahmin edebileceğiniz gibi kabuk değiştirmiş. Paris’in ticaret merkezlerinden biri olmaya başlayan bu bölge aynı zamanda Yahudi cemaatinin de toplandığı bölge olmuş. Bugün Marais’de dolaştığınızda birçok falafeci görmeniz tesadüf değil. Ancak Marais’in artık çok daha fazla konuşulmasının sebeplerinden biri, LGBT kültürünün merkezi olması. Birçok sanat galerisi, vintage mağaza ve güzel kafelerle dolu Marais, Paris’in en canlı ve gezmesi en keyifli sokaklarından oluşuyor. Place des Vosges, Le Musée Carnavalet ve Temple buradaki sembolik yerler.

Rue des Rosiers
Hôtel de Ville

Le Centre Pompidou: Üniversite yıllarında, sıkça uğradığım ve benim gibi birçok öğrencinin de uğrak yeri olan Pompidou, kütüphane işlevinin yanı sıra bir sanat galerisi. Kışın birçok evsizin de soğuktan korunma amaçlı uğradığı ve bilgisayar başında vakit geçirdiği bu merkez, çok renkli bir yer. Dış cephesini sarmalayan renkli boruların da bir anlamı var. Mavi; hava akımını, sarı; elektrik akımını, yeşil; su dolaşımını, kırmızı da insan dolaşımını temsil ediyor.

Le Centre Pompidou

Bastille Meydanı (La Place de la Bastille): 14 Temmuz 1789 ile 79 yılları arasında eski rejimin yıkılması ile başlayan Fransız Devrimi’nin sembolü olan Bastille Meydanı’nda turist olarak ilginizi çekebilecek tek yapı sanıyorum Colonne de Juillet sütunu. Ancak bunun dışında Bastille’de keşfetmenizi bekleyen birçok güzel kafe var. M5, M1 ve M8 hattı ile Bastille’e ulaşabilirsiniz.

Biraz fazlaca yazdım ve hala Seine nehrinin diğer yakasına geçmediğimizin farkındayım. Bu sebeple hızlı bir şekilde köprüyü geçiyoruz o halde. Ancak Seine Nehri üstündeki o küçük adacığa dikkat etmişsinizdir. Orada da bir durmak gerekiyor. Çünkü Notre Dame de Paris Katedrali’ni görmezden gelmek olmaz.

Ile de la Cite: Seine Nehri üzerindeki adacık. Burayı da boş bırakmamışlar.

Île de la Cite

Notre Dame de Paris Katedrali: Victor Hugo’nun Notre Dame’ın Kamburu’nu, bu zamana kadar okumadıysanız en azından çocuklar için kısaltılmış edisyonunu Paris’e gitmeden okuyun. Kilisenin Quasimodo ile bir ilgisi olmasa bile, gezerken bu hikâyeyi canlandırmak biraz heyecan katabilir. Ne de olsa bilmem kaçıncı kilise ziyaretiniz olacak. Biraz renklendirmek fena olmayabilir. Gerçeklere dönersek, yüksek sezonda önü mahşer yeri gibi oluyor bu kilisenin. Akşam ayinlerini yakalamanız mümkünse, çok daha keyifli bir atmosfer içinde bulacaksınız kendinizi. Bir de Garou, Daniel ve Patric’in Notre Dame de Paris müzikali için seslendirdiği Belle şarkısını dinleyin.

Notre Dame de Paris

Île de la Cité üzerinden karşıya geçebileceğiniz birçok köprü var. Ancak hemen Notre Dame Kilisesi’nin yanındaki köprüden karşıya geçerseniz ünlü kitapçı “Shakespeare and Company” karşınıza çıkar. Zaten bu bölgede birçok kitapçı bulunur. Bir nevi öğrencilerin hac yolu gibidir.

Quartier Latin/ Saint Germain des Prés: Meşhur Sorbonne, Université Paris Descartes ve Scien Po. Öğrencilerinin yollarının kesiştiği Quartier Latin, kitapçıları, kebapçıları, pasajları ile Boulevard Saint Germain ile Saint Michel köprüsü arasında kalan işlek bir mahalle. Buraları öyle sağa sola bakınarak gezmek en güzel. Saint Germain des Prés’de turistik bir yerler arıyorsanız, peş peşe sıralanmış Café de Flore ve Les deux Magots sizi cezbedebilir. Saint Germain des Près’in arka sokaklarında birçok sanat galerisi görebilirsiniz. Bu bölgeyi gezerken herhangi bir sokaktan sağa dönüp, Seine Nehri kıyısına doğru kıvrılıp yürümeye başladığınızda Musée d’Orsay karşınıza çıkacak.

Musée d’Orsay: d’Orsay Müzesi, eski bir gardan müzeye dönüştürülmüş. Seine Nehri kıyısındaki manzarasına rağmen otel ya da restoran olmamış. 1900 yılında gerçekleşen Paris Uluslararası Sergisi Paris’e çok şey kazandırmış. Paris’te bugün gezdiğimiz birçok müze, bu tarih için Paris’e kazandırılmış. Art Nouveau tarzındaki bu sergi için iki yılda inşa edilen Gare d’Orsay’da resim, heykel, fotoğraf gibi birçok eser var. Binanın atmosferi ise apayrı. Giriş ücreti 12,00€.

Musée d’Orsay
Kaynak: http://en.parisinfo.com

Şu ana kadar gezdiğimiz yerleri harita üzerinde işaretlediğinizde bir daire çizdiğimizi göreceksiniz. Ancak dairenin içinde ve dışında kalan birkaç yer daha var. Bunlar için de bir yazı hazırladım. Biraz daha yeşil, daha az bina ve bol oksijenli bir yazı oldu bu. Buradan bakabilirsiniz.

İyi gezmeler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Written By
More from meltemkol

Turistler İçin Mimari Sözlük

İster bir broşürle ister sesli rehberle, isterseniz telefonunuzun yardımıyla gezin, bir kilise...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.